7 Temmuz 2014 Pazartesi

Ama Bilmezsiniz ki O Üç Beş Jilet Yarası Ela Gözlü Sevdiğimin Hatırası

Dünya kupasında çeyrek finaller bitti, Silverstone ve Wimbledon geçti ve annem Robben'i "emekliliği gelmiş astsubay"a benzetti. Hal böyle olunca Ayşe bir kez daha "Çal kek çal" yazı dizisinde sizler için burada.


"Sevdiğime Inception topacı alırım." mottosuyla tanıdığımız Ayşe "Kralın sağ kolu" rozetini almazsa olur mu? Tabiki de olmaz. Bu ara  her ne kadar Donnie Darko davşanına taksam da doların 2 TL olduğunu günlerde davşanı alabilecek gibi değilim.

Ben de topaç alıp polemik yapmak istiyorum diyenler için seçtiğim 3 filmim:

1. Oldeuboi



 "15 yıl süreceğini söyleselerdi, dayanmak daha kolay olabilir miydi?"

Benim gibi Asya dizileri izleyen arkadaşlarınız varsa büyük bir ihtimalle uzak doğu sinemasına önyargılı olabilirsiniz ancak bu film tüm önyargılarınızı yıkacak nitelikte. Oldboy, Japon Mangalarından sinemaya aktarılmış Chan-wook Park yapımı bir Kore filmi esasen. Biraz ters olacak ama Chan-wook Park'ı daha önceki yazımda da konu olan Stoker'la tanıdım ve değişik tarzını çok sevdim. Umarım siz de seversiniz.


Not: Film 2006 Cannes Film Festivalinde Grand Prix ödülünü kazanmıştır.


Not 2: Oldboy, IMDb Top250'de 71. sıradadır.


2. Donnie Darko

"+O aptal tavşan kostümünü neden giydin?
-O aptal insan kostümünü neden giydin?"


Nedir bu Donnie Darko davşanı? Vallahi bunu ben de bilmiyorum. Filmi izlemek 2 saatse filmi anlamak için araştırma yapmam net 4 saat sürmüştür. Hala da tam olarak anlayamadım.


Jake Gyllenhall'ın oynadığı 16 yaşındaki Donnie Darko sık sık hayal ve Frank adında tavşan kostümü giymiş birini görmektedir. Çevresiyle yaşadığı sorunlardan dolayı Frank'la birlikte zamanda yolculuk yapmaktadır. Ben anlatana kadar izleyin derim. Inception vakası 3.


Zamanda yolculuk hakkında bol spoiler içeren yazı için sizi buraya alıyoruz.


Not: Filmde öğretmenin yani Drew Barrymore'un okuldan ayrılmadan önce tahtaya yazdığı "cellar door" olayı kesinlike kurgu değil. Tolkien gibi bazı yazarlara göre İngilizce'nin kulağa en hoş gelen ve en güzel kelime grubu "kiler kapısı" anlamına gelen "cellar door"muş. Özellikte Tolkien kiler kapısını eserlerinde sıkça kullanırmış. Bu da Ayşe'den sizlere gereksiz bir bilgi. Olur da ileride Kim Milyoner Olmak İster'e katılırsanız diye söyledim.


Not: Donnie Darko Richard Kelly'nin ilk filmi olup IMDb Top 250'de 193. sırada arz-ı endam etmektedir.


3. Swimming Pool

"Tüm aptallar, hemoroid gibi ödülleri er ya da geç alırlar."

François Ozon genellike sonunda gülümsetmesiyle ya da ilişkide kimin çıkardığı belli olmayan sorunları işlemesiyle tanınır. Ancak bu sefer ekrana bir müddet baktırdı.


Sarah Morton orta yaşlarının sonunda tipik bir İngiliz kadını. Kendisinin yazdığı polisiye romanları İngilitere'de çok popüler ancak Sarah bir süre sonra yazı yazmaktan ve yarattığı bu polisiye karakterden de çok sıkılıyor. Bu yayıncısına açıyor. Yayıncısı da Fransa'da bir yazlığı olduğunu isterse oraya gidip orada çalışabileceğini söylüyor. Nitekim Sarah Morton da evdeki yaşlı babasını bırakıp Fransa'ya gidiyor. Fransa'daki havuzlu evde geçirdiği birkaç sakin günün ardından Sarah'ın kitap yayıncısının asi kızı Julie eve geliyor. Sarah bu durumdan önceleri çok rahatsız olsa da Julie ona değişik bir türde kitap yazması için gerekli fikri veriyor.


Filmin son sahnesini dikkatli izleyin.


-Spoiler-

Aslında hiçbir şey yok.

-Spoiler-


Birisine değil de bir kente aşık olmak isteyenler için seçtiğim 3 filmim:

1. In Bruges


"Bruj'un nerede olduğundan bi haberdim. Belçika'daymış."

Anne ben Bruj'a aşık oldum. Her karesi kartpostal gibi. Bir kent bu kadar mı güzel korunur. Bir kent bu kadar mı güzel olur. Ben böyle düşünüyorum ama filmin baş karakteri olan Ray böyle düşünmüyor.

"Uyanık olduğumu biliyorum ama kendimi bir rüyada hissediyorum."

Londra'daki büyük patronları Harry, birisini öldürmek için tetikçi Ray ve Ken'i Belçika'nın ortaçağ kenti olan Bruj'a gönderir. Ray ve Ken, Harry'den gelecek emre kadar Bruj'da bir turist gibi gezecek zaman geldiğinde de işlerini halledip Bruj'dan ayrılacaklardır. Ancak işler bekledikleri gibi gelişmez.


Filmin en sevdiğim repliği:

"Bruj'un Belçika'da olması gerçekten utanç verici ama sonradan farkına varıyorsun ki; Bruj Belçika'da değil de güzel bir yerde olsaydı daha çok insan görmeye gelirdi ve her şey daha berbat olurdu ama ölmeden önce Bruj'u gördüğüm için çok memnunum."

Not: Kentin adı "Bruj, Brüj, Bruges, Bruge" olarak Türkçe'de geçiyor. Siz hangisini seçtiniz?




2. The Grand Budapest Hotel 


"Bir zamanlar insanlık olarak bilinen şu vahşi mezbahada hala ufak da olsa bir umut ışığı kalmış, görüyorsun değil mi?"

Bu filmi ne zaman izlemeye başlasam başıma hep bir şeyler geldi.

1. Denemem: Sigorta attı
2. Denemem: Arkadaşım sevgilisinden ayrıldı
3. Denemem: Elektrikler gitti
4. Denemem: Yatakta bilgisayarın şarj adaptörü çıktı
5. Denemem: Formula 1 yarışı vardı. Artık yetti artık diyip Silverstone'u izlememe kararı aldım. Zaten yarışın start anında kaza olmuş kırmızı bayraklardan dolayı yarış 1 saat sonra tekrar başlamış.

"Kalabalık bir korku ifadesidir. İnsanlar istedikleri şeyi elde edememekten korkar."

Ama sonunda ben kazandım. İzledim ve filmi çok beğendim. Stefan Zweig'ın öykülerinden esinlenerek yapılmış The Grand Budapest Hotel aslında Zubrowka adında ütopik bir kentte geçiyor. Film yazarın büstünün önünde bir genç kızın kitabını okumasıyla başlıyor. Bir zamanlar çok ihtişamlı olan Büyük Budapeşte Oteli artık eski şatafatını yitirmiş, artık yıkılmanın eşiğine gelmiştir. Ziyaretçileri o kadar azalmıştır ki, otelde herkes birbirini tanır duruma gelmiştir. Yazar bir gün otelde yeni bir yüz görür ve bu kişinin otelin varisi olan Sıfır Mustafa olduğunu öğrenir. Yazar bir zamanlar otelde lobi boy olarak çalışan Sıfır Mustafa'nın oteli nasıl satın aldığını merak eder ve bunu bir akşam yemeğinde Sıfır Mustafa'ya sorar. Sıfır Mustafa da anlatmaya başlar.


Not: Filmin iç mekan çekimleri var karlı sahneleri Çek Cumhuriyeti'nin Karlovy Vary şehrinde çekilmiş.





3. Amélie


"Hayat, asla sahnelemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibaret". 

Bu filmi yüzde doksan izlediğinizi düşünüyorum ama gene de hatırlatmak istedim. Çünkü Amélie'de geçen Paris'le gerçekte olan Paris arasında uçurum var ama ne demişler "beni biraz da böyle hatırla". Filmin soundtracklerini yapan Yann Tiersen'e selam çakacağıma Emre Aydın'a selam çaktım, çok üzgünüm.



Mutsuz olduğumda Amélie'nin giriş sekansını izleyip mutlu olmak gibi hobilerim vardır aslında. Amélie'nin parmaklarına çilek takıp teker teker yemesi yapmak isteyip de yapamadığım saçmalıklardan biridir. Film sağ olsun "İki kişiye aşık olduğunu söylerseniz, aşık olurlar" replipiyle de aşka ve burçlara olan inancımı zedelemiştir. Sanki önceden inanıyordum da konuşuyorum.


Not: Filmin Paris'te çeklildiği yerleri merak edenleri şöyle alabilirim.

Amélie'nin çalıştığı o sevimli kafe için de şuraya alayım. Olur da yolunuz düşer de giderseniz Ayşe de gelmek istiyordu dersiniz.


Hava nasıl sıcak belli değil bir de film bunaltsın tam olsun değil mi? Lars von Trier dediği gibi "Ayakkabının içine giren taş gibi rahatsız eden filmleri" seviyorsanız sizin için önerdiğim üç filmim:

1. Jagten


"Çocuklar sıklıkla gerçekte var olmayan şeyleri uydurmaktan çekinmez. Kendi hayal güçleri mi, akranlarının yaptıklarını ya da anne babasının söylediklerini tekrar etmek mi bilmiyorum. Çocukların her zaman yalan söylediği varsayılmıştır. Ve ne yazık ki, çok sık yalan söylüyorlar."


Öncelikle sen nasıl bir insansın sevgili Klara. O kadar tatlı olmanın yanında bir o kadar da şirretsin. Bu filmi izlerken nefes alamıyormuş gibi oldum sene ve senin de aptal yalanların yüzünden Klara. Sizin de öyle olacaktır muhtemelen çünkü filmi izlerken eliniz kolunuz bağlı ve kafanızda sürekli bir acaba olacak. Baştan uyarayım. Ben bu filmi izlerken "ABV" diye içimden bağırdığımı biliyorum. Film bittikten sonra da izle diyen arkadaşımı arayıp arkadaşıma yarım saat "ÖLÜYORUM ANNE ANLASANA" tribi attım.

"Onu dışarıda bırakma, üşür."

Not: Türkçe'ye Av veya Onur Savaşları adıyla çevirilen Danimarka yapımı Jagten IMDb Top 250'nin 125. basamağında ikamet etmektedir.


Not: Hala 5 yaşındaki Klara'nın neden tacize uğradığı yalanını attığını sorguluyorum.


2. Das Weiße Band


"Tanrıya ben öldürmesi için şans verdim."

Müzik yok.
Renk yok.
Melancoli var.
Dram var.
Haneke var.
Haneke huzursuz seyirler diler.


"Neden sadece ölmüyorsun?"

Not: Haneke rahatsız eden bu filmiyle 2009 Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye'yle dönmüştür.



3. Melancholia

"Sadece dünyada hayat var. Ama ömrü çok uzun değil."


Bence dünyanın en tuhaf şiirsel felaket filmi. Twitter'da Nuri Bilge Ceylan'a sallayan Lars von Trier'dan özür dilemeyerek bunu sizinle paylaşıyorum. Daha Trier falan bilmezken Kristen Dunst oynuyor diye izlemiştim. Filmde sadece bekliyoruz. Dünyanın sonunun gelmesini bekliyoruz. Trier'ın da dediği gibi "no more happy endings"


Not: Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Filmin açılış sekansı olan düğün sahnesi muhteşem. En iyi giriş sekanslarında top 10'a oynar.




Nuri Bilge Ceylan, Kış Uykusu'yla Altın Palmiye almışken Cannes'a selam çakmadan olmaz. Ödüllü "sanat filmleri" izlemeyi sevenler için seçtiğim 3 filmim:

1. Entre Les Murs

"Sen de onlar kadar öğrendin. Düşününce bulması zor olur. Sadece öğrendiğin bir şeyleri hatırlaman kolay değil."


Bu filmin Altın Palmiye aldığını bilmeden izlemiştim. İlk başta derinliğini o kadar almasam da film okumaları yaptıkça filmin zevkine vardım.


Göçmenlerle dolu bir sınıf. Onlara Fransızca öğretmeye çalışan bir adam. Duvarlar arasında düzen bir nevi. Öğretmenin sınıfta kurmaya çalıştığı otorite ve herkesin biraz değişmesi gerektiği.

"Birazcık olsun, değişin."

Öğrencilerin hepsinin ayrı ayrı bir derinliği var ancak biz bunları göremiyoruz. Bilmiyoruz da. Sınıfta aynıyız. Derste gerilirken teneffüste rahatlıyoruz. Ana karakterimiz sınıf çünkü.

Son sahnede o son yumruğu yedikten sonra arkamıza yaslanıp ekrana bir süre bakıyoruz.


Not: Entre Les Murs, filmde Fransızca öğretmeni olan François Bégaudeau'nun aynı isimli romanından uyarlamadır.



2. Blue is the Warmest Colour



"Fikirler beni etki altına alıyor. Ben bir kadınım. Kendi hikayemi anlatırım."



2013'ün Altın Palmiye kazananı gururla sunar. Filmin orijinal adı Mavi en sıcak renktir değil de "Adelé'in Yaşamı - 1. ve 2. Bölüm"dür. Hatta filmin yarısında karakterlerimiz birden büyüyor mavi saçlı Emma'yı birden sarı saçlarla görüyoruz.

-Spoiler-

Her ne kadar önce Adelé aldatmış gibi görünse de  ilk aldatan Emma-

-Spoiler-


Bana göre filmin özeti-



Not: Adéle Exarchopoulos kendinin bir parça filmdeki "Adéle" olduğunu çünkü yemek yeme stillerinin aynı olduğunu söylemiş. Kızımızı beğenenlere duyurulur

Filmde sürekli yenen spagatti bolonez tarifini bilen varsa rica edeceğim bana da söylesin.

"Artık beni sevmiyor musun?"
Bana göre filmin en iyi sahnesi:



Not: Filmde çekilirken ne bir makyöz de ne bir kuaför kullanılmış. Kızlarımızın Serenay Sarıkaya gibi bir ton yağ ile gezmesi hep bu yüzden.



3. I Killed My Mother


"+Bugün ölsem ne yapardın?-Yarın ölürdüm."

Dünyanın ne kadar acımasız olduğunun bir kanıtı da Xavier Dolan'ın gay olması. Bunu da Xaiver Dolan'ın ilk sinema denemesi olan yarı otobiyografik filmi I Killed My Mother'da görüyoruz. Annesiyle ilgili ne sorunu var henüz çözemesem de filmlerinin tarzını çok sevdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. 10 Parmağında 10 marifet. Yazar çizer oynar yönetir. İlk filmiyle Cannes Film Festivaline giden biri olarak önü çok açık kendisinin.




Ayşe'den şimdilik buraya kadar. Sürç-ü lisan ettiysek affola. Bir sonraki yazıda görüşene kadar kendinize iyi davranın. Sizi seviyorum.